Bugun...
30-01-2015 18:07:00 büyüt küçült

Fettah YEŞİLYAPRAK

İNSAN SEÇİMİNİZ SİZE MUTLULUK DA GETİREBİLİR, PİŞMANLIK DA

Öyle günler oluyor ki bazen hayatıma dair aldığım kararlarda fazla özenli davranmadığımı düşünüyorum. Bu kararlar geleceğim, yaptıklarım ve çevremle ilgili.

Bunların arasında çevre en önemli olanı. Çevreden kastım, şu anda hayatınızda bulunan insanlar. Eşiniz, çocuğunuz, aileniz, arkadaşlarınız, iştekiler, okuldakiler, müşterileriniz ve diğerleri. Ne yaparsak yapalım, bir takım insanlarla etkileşime girmekten kaçamıyoruz. Kaçamayacağız da.

Peki neden bu kadar güçlü bir etkisi var üzerimizde çevremizin? Şimdi bunu size iki örnekle açıklayacağım. İlki iyi giden hayatınızı çevrenizdekilerin nasıl tam tersine çevireceğiyle alakalı. Düşünün ki yeni bir işe başladınız. İlk gün çalışacağınız ortam üzerinizde güzel bir intiba bıraktı. Hatta buraya bayıldınız! Ofisiniz gıcır gıcır. Bilgisayarınız, telefonunuz, masanız… Bunların hepsi size özel. Hemen küçük bir kutlama yaptınız eş veya dostlarınızla. Bir hafta sonra, yeni iş arkadaşınızla tanışıyorsunuz. Her şey yolunda gittiği için pozitif bir şekilde yaklaşıyorsunuz karşı tarafa. Ancak, birkaç gün geçmeden ne kadar aksi, ne kadar verimsiz ve tembel bir insan olduğunu belli etmeye başlıyor. Telefon görüşmelerinde hep şikâyet ediyor. Çaycı geldiğinde tersleyerek alıyor çayını. Bir şey söylemeye çalıştığınızda lafı ağzınıza tıkıveriyor. Daha mesai bitmeden pılını pırtını alıp çekiyor kapıyı sertçe.

Bir insanla tanışmadan önce harika giden hayatınız yavaş yavaş öfke, nefret, huysuzluk gibi negatif duygularla doluyor. Ve burada sadece BİR insandan bahsediyoruz.

Diğer bir örnekte ki bunu da hepiniz yaşamışsınızdır uzun bir süredir yolunda gitmeyen bir hayatınız var. Zorunda hissettiğiniz için sevmediğiniz şeyleri yapıyorsunuz. Ofiste, okulda gün geçmek bilmiyor. Ama bir gün… bir gün “o” kişi giriyor hayatınıza. Bu arkadaşınız, sevgiliniz, çocuğunuz veya sadece bir tanıdığınız olabilir. O beş para etmeyecek ortam sizin için cennet oluyor. Gözünüz yerlerin ne kadar pis olduğunu, insanların ne kadar sinsi davrandığını görmüyor artık. Daha önce nefret ettiğiniz şeyleri onunla sanki en sevdiğiniz şeymiş gibi yapıyorsunuz. Onunla konuşurken gün hemencecik bitiyor. Bunu yapanda BİR insan. Sadece bir. Rakamla, 1 insan.

Çevrenizdekilerin hayatınıza etkisi büyük. Etrafınızdaki insanları hayatınıza dahil etmek zorunda değilsiniz. Çünkü bir girdiler mi kolay kolay çıkmıyorlar. 

Bu yüzden size yardım edebileceğini düşündüğüm üç insan grubu var. Bu insanlar çevrenizde ne kadar çoksa o kadar mutlu olursunuz.

Varlığını sorgulamadığınız insanlar, bunların ilki. Çok kötü bir geçmişleri olmadıktan sonra kimsenin  diye düşündüğünü sanmıyorum. Bu grupta hayatınızın büyük bir kısmını geçirdiğiniz veya geçireceğiniz insanlar var. Anneniz, babanız, çocuğunuz, eşiniz ve partneriniz gibi.

Bu grup benim favori grubum. Çünkü belki de karşılık beklemeden sizinle ilişki kuran tek insan topluluğu bu. Ha, bir karşılığı olacaksa, sevgi olabilir. Ya da teselli. Yeri gelir onlar ağlar yanınızda, yeri gelir siz. Ve düşünmezsiniz, Yahu ben bunları anlatıyorum ama yarın okulda, ofiste, partide pat diye söyleyiverirse ne yaparım? Diye.

İkinci grup size bir şeyler kattığını düşündüğünüz kişiler. Buraya arkadaşlarınız ve dostlarınız dahil olmalı. Tek yaptığı arkanızdan konuşmak, sizi eleştirmek, daha dinlemeden kendi derdini anlatmak olan insanları kesinlikle hayatınızdan uzak tutun. Arkadaşınız, sizi kollayan, sizi tamamlayan, size bir şeyler katan biri olmalı hayatınızda, yoksa diğerlerinden farkları kalır mı zaten?

Bir de aldığınızın karşılığını vermeyi unutmayın. Dert anlatıyorsanız, aynı oranda dinleyin. Yardım istediyseniz, aynı şekilde yardım edin. O sizi ararsa, bir müddet sonra siz de arayın. Çünkü bu grup, birinci gruba benzemez.

Üçüncü kategoride müşterileriniz var. Açarsak, size hizmetiniz ya da zamanınız karşılığında somut bir karşılık verenler. Somut bir karşılık derken parayı kastediyorum tabii. Hayatınızı idame ettirebilmeniz için bu son grupla ilişkilerinizi iyi tutmalısınız. Dost acı söylermiş misali o yüzden bu insanlara bağımlısınız.

İyi ilişki, yapmacık, sürekli pozitif olmaya çalışan sabah programı sunucularının seyircileriyle kurduğu ilişki değildir. Bunun altını çizeyim. İşinizi sevmeniz gerekiyor en başta. Yoksa hemen sevdiğiniz alana yoğunlaşın. Çünkü müşterileriniz de sizin gibi insanlar. Ne yaptığınızı anlayacak kadar iyiler de genelde.

Özetlemek gerekirse, hayatınızda sadece varlığını sorgulamadığınız kişilere (aile) gibi, size bir şeyler katan arkadaşlara, yani size maddi ve manevi değerler kazandıran insanlara yer verirseniz mutlu olursunuz. Başınız rahat eder. Aksi taktirde bu en değerli hediyenin, yaşamınızın keyfini süremezsiniz.

Bu dünyada pek fazla zamanımız yok. İçinizden nasıl geliyorsa yapmakta, hayatınıza giren insanları seçmekte özgürsünüz. Kendi kendinizi kısıtlayıp bu özgürlüğe elveda derseniz suçu başkasında aramak yerine kendinize şu soruyu sorun: Hayatımdaki insanlar bana ne katıyor diye?

i�@k��@� ��o cısı" şeklinde olamaz mı? Tüm şan ve unvanlar, hizmetkâra dönüştürülemez mi?

 

Hizmete, çalışmaya, işe, hamallığa, hadim ve hademeliğe çağıran, çağrıştıran, hatırlatan bir unvan değil mi sizce…

Böylece, bu makamlara talep bir nebze azalmaz mı? En azından bu unvanlar için cansiperane savaşmayı, birbirini yemeyi, kıran kırana bir yarışı, cebelleşmeyi belli ölçüde de olsa azaltır, belki de ortadan kaldırmaz mı? "VAZİFE İSTENMEZ, VERİLİR" hale sokmaz mı? "Patron" olmaya değil, "Garson" olmaya gittiğini, daha işin başında ortaya koymaz mı? Hükmeden, emreden, başa kakan yaklaşımını kırmaz mı? Bakanım, Vekilim, Başkanım, Valiyim, Müdürüm hitaplarındaki cezp ediciliği, nefsi okşayıcılığı ortadan kaldırmaz mı? En azından törpülemez mi? Hiç şüphesiz işçi ve memur statülü unvansızları da, "Hizmetkâr" olarak unvanlandırarak, Kamu çalışanları değil, "Kamu Hizmetkârları" olarak söylemek daha doğru değil mi?

Sadece seçim zamanları kapı kapı dolaşıp Medine dilencileri gibi bir oy isteyip sizler bizi göreve layık görün biz sizlere hizmet edeceğiz diyenler, yani milletin vekaletini alarak seçilmiş olanlar, milletin efendisi olabilir mi? Vekilliğe, Belediye Başkanlıklarına, Encümenliklere olan hücumu, buralarda ki yarışı, cidal ve cebelleşmeyi örnek vermek, yeter de artar sanırım, unvan ve makam hastalığına her seçimde şahit olmuyor muyuz bütün bunlara? Ya da Bürokrasi de?

Hadi canım sende nereden çıktı bunlar, bunun ne önemi var demeyin. Çünkü insanlarımız arasında makam ve unvanlar, beşeri din ve tanrı etkisine sahip bir hale geldi. Dün Padişah, Kral, İmparator, Han ve Hakan idi. Bu gün ise Bakan, Başkan, Vali, Müdür ve benzeri rollerde ortaya çıkmış durumda!

Şüphesiz tüm idareciler bu kapsamda değil. Bu unvanlara sahip olup da, hizmetkar, hamal olanlar, olabilenler yok değil. Övünmekten Allah’a sığınarak, ben hep bir hamal olmaya çalıştığımı gocunmadan söyleyebilirim. Benimle çalışan ve tanıyan herkeste bunu bilir. İnanmadığımı ve yapmadığımı da asla yazmam.

Şimdi bende sorarım sizlere, hepimiz bulunduğumuz yerde milletin, birbirimizin hamalı, hizmetkarı değil miyiz? Bizler neyi inkar etmeye çalışıyoruz, ben bu değilim, bunu kabullenmiyorum diyebilecek biri var mı, varsa bizleri arasın da ne olduğunu söylesin…

Ne garip, ne anlaşılmaz bir durum değil mi?

Bir günü bile garanti olmayan bir ömür için, kendini bir makam ve unvan uğruna satmaya değer mi?

Sözüm ona; Bir gece kalacağı otelin kaç yıldızlı olduğuyla ilgilenenler, acaba neden ''Ebedi'' olarak kalacakları “Ebedi İstirahatgahlarına o kadar ilgi göstermezler!” doğrusu anlam vermek mümkün değil.

Haftaya tekrar görüşmek dilek ve temennisiyle hoşça kalın… 

Bu haber 3455 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
haber arşivi
ANKETİMİZE KATILIN

Sitemizde Görmek İstediğiniz Haberler Nelerdiren

Yerel Haberler
Ulusal Haberler
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
Ekonomi
Güncel
video Haber
foto Haber

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ
http://www.google.com/analytics