Bugun...
17-04-2018 13:28:00 büyüt küçült

Fettah YEŞİLYAPRAK

Bir Birimizin Hak Ve Hukukuna Saygı Duymak İçin Ne Yapmalıyız

Ne kadar sevimsiz hadiseler meydana gelse de dünyada, ne kadar meşakkatli bir yaşamı sürdürmek zorunda da kalsak, umudumuzu kırmaya yönelik hadiseler kovalasa da bir birini, ümüğümüzü sıkan görünmez eller kesmeye çalışsa da nefesimizi,  acımasızlıklar, ardı ardına düşse de peşimize,  vicdansızlıkların kol gezdiği, adaletsizliklerin sıra dağlar gibi sıralandığı bir sistemin dişlileri arasında öğütülüyor olsak da an be an,  yine de hayata sımsıkı sarılmak için sayısız nedenlerimiz, hesapsız gerekçelerimiz var hepimizin…

 

Birbirimizi sevmek, sevmesek bile bir birimizin hak ve hukukuna saygı duymak için çok önemli sorumluluklarımız var…

 

Çünkü hayatımızı kolaylaştıran birçok şeyde kendimiz dışındaki herkesin katkıları var, emekleri var, alın terleri var…

 

Sadece bu nedenle bile; dünyada zuhur eden nahoşlukların, gerçekte bize dolaylı ya da direkt olarak katkı sunan insanlara karşı yapılan zulümler olduğunu bilmemiz ve bunu sürekli olarak aklımızda tutmamız gerekiyor. Aklımızda tutmalıyız ki; öfkemizin frenlenmesine de sebep olalım…

 

Bulunduğumuz yerden gerilere baktığımızda, hayat ile ilgili olarak nasıl bir süreci devam ettiriyor olduğumuzu, bu süreç içinde olumlu ve olumsuzlukların üstesinden nasıl geldiğimizi ya da bazı konuların çözülememiş olsa bile artık zuhur ettiği andaki etkilerinden çok uzak olduklarını görürüz.  Bu da; “sabrın” ve “katlanmanın” ne kadar faydalı ne kadar gerekli olduğunu ispatlayan olgular olarak çıkar karşımıza.

 

“Öfkeyle kalkan zararla oturur” atasözünün özüne uygun hareket etmediği için, şu an ömrünü zindanlarda geçiren ne kadar çok insan vardır hâlbuki…

 

Anlık bir öfke uğruna yaptığı bir hatanın hemen ardından; ”eyvah, ben ne yaptım!” diye feryat eden birçok insanın pişmanlıklarına mutlaka şahitlik etmişiz ya da şahitlik edenlerin hikâyelerini dinlemişizdir.

 

“Gün doğmadan neler doğar” diyerek sabrı tavsiye eden ve çekilen ızdırapların ateşini azaltmaya yönelik atasözlerinin özlerine uygun olarak hareket edildiğinde, baş ağrısına çare olarak kullanılan kimyasalların etkisinden çok daha faydalıdır aslında.

 

Bizler; “Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü” diye öğütte bulunan bir ecdadın yadigârları olarak, “hoşgörüye” ve “katlanmaya” her şeyden daha çok muhtacız şu aralar…

 

Uzak ve yakın çevremizde yaşanan olaylara duyarsız, kendi menfaatlerinden başka menfaatlere kapı aralamayan, yaptığı her eylemin mutlaka şahsi bir takım karşılıklarının olması gerektiğini düşünen insanlar olmaktan kurtarmamız gerekiyor kendimizi…

 

Yaptığımız her harekette, aslında toplumun ve bizim dışımızdaki insanların da işlerini kolaylaştırmak, onların da haklarını temin etmek adına yaptığımızın idraki içinde olmalı, aslında eylemlerimiz ve söylemlerimizi bu doğrultuda icra etmeliyiz.

 

Kendimizi ortaya atmanın, bulduğumuz her fırsatta kendi reklamımızı yapmanın, “ben” odaklı cümleler kurmanın ne kadar da ilkel olduğunu, aslında “ben” özneli cümlelerin “şeytana ait bir haslet” olduğunun idraki içinde bulunmalıyız.

 

Toplum yararına çıkılan bir yolda, başlanılan bir işte; “bunda benim çıkarım ne olacak?” sorusunu lügatimizden bir daha hiçbir zaman sorulmamak üzere çıkarmamız gerektiğinin bilincine varalım.

 

Çünkü “kişisel menfaatler üzerine kurulan bir anlayış” ile hayatı çekilir kılmak asla mümkün değildir

Bu haber 440 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
haber arşivi
ANKETİMİZE KATILIN

Sitemizde Görmek İstediğiniz Haberler Nelerdiren

Yerel Haberler
Ulusal Haberler
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
Ekonomi
Güncel
video Haber
foto Haber

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ
http://www.google.com/analytics