Bugun...
25-12-2017 21:23:00 büyüt küçült

Av.Sedef KOCAKAPLAN

PARMAKLIKLAR ARDINDA BİR ÇİFT MASUM BAKIŞ..

Yeryüzünün en masum varlıkları adına yapılacak kısa bir tasnif, şüphesiz birçoğumuzun zihninde çocukları evleviyetle ilk sıraya çekecektir. Zira onlar her zaman anıldıkları üzere masum, tertemiz ve tertemiz bir geleceğin de en ehemmiyetli teminatları.. Nitekim, büyümek ve kirlenmek arasındaki çetin kombinasyonun ilk basamağı da yine pırıl pırıl çocuklarımıza ait.

Geleceğe ne kadar umutla ve gönül rahatlığı ile bakmayı arzu ediyorsak; her bir çocuğun istikbali hakkında da bu denli sorumluluk altında hissetmek her birimiz için toplumsal bir gerekliliktir. Zira her geçen gün daha çok gelişen; kitle iletişim araçlarının yararlı ve zararlı olmak üzere her türlü bilgiye erişimi bir tık öteye konumlandırdığı bu düzende bilinç aşılamaksızın ilerlemek geleceğimize ve berrak neslimize infial tohumları atmak ile eş manayı taşımaktadır. Elbette ki aynı kaygının yetişkinler için de hassasiyetle taşınması gerekmektedir. Ancak çocuk mahkumların ve çocuk suçluların sayısının her geçen gün kaygı verici bir şekilde arttığı bu dönemlerde, tertemiz çocukların muhtelif suçların faili olarak adliye koridorlarının ve cezaevlerinin soğuk atmosferini teneffüs ediyor olmasının gerekçeleri üzerinde duracağım.

Bakanlık verileri 2017 yılında cezaevlerinde 1.847’si tutuklu, 731’i hükümlü toplam 2 bin 578 çocuk bulunduğunu gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) rapor ettiği verilere göre, 2008 yılında 62 bin, 2009'da 69 bin, 2010'da 83 bin, 2011'de 84 bin 916 çocuk suça karıştı. Bu veriler, sadece dört yılda çocuk suçlarında yüzde 36'ya varan artış anlamına geliyor. Son verilere göre ise, 2016 yılından bu yana; bir yıl içerisinde bu oran %10 daha yukarı tırmandı.

Peki nedir bu masumiyete galebe gelen, neden bu çocuklar suça itiliyor ve en önemlisi de yetişkin olarak bizler nerede hata yapıyoruz? Öğretilenler ve öğretilmeyenlerle, verilenler ve esirgenenlerle; hata kimlerde ve nerede?

Bireyi suça iten nedenler tek bir çatı altında toplanamıyor olsa da; aile yapısının, çevrenin, eğitimsizliğin, toplum yapısının ve yaşanan bir takım travmaların/bilhassa çocukluk dönemlerinde yaşananların bu eğilimin başlıca nedenleri olarak sıralandığı yüzyıllardır bilinmekte ve gözlemlenmektedir. Bu kategori içerisinde çocukların yer aldığı payda ise istatiksel verilere göre her geçen gün biraz daha genişlemekte; kritik bir vaziyete bürünmektedir. Yine yetişkin bir birey için sayılan gerekçeler; çocuk suçlular/daha doğru bir ifade ile ‘suça itilen çocuklar’ için bir takım farklılıklar arz etmektedir.

Ülkemizde suça karışan çocuğun, suçlu yetişkinlerden farklı olarak ele alınıp değerlendirilmesi ve onların yeniden eğitilerek topluma kazandırılması bir ideal olarak görülmüş; çocuklar hakkındaki kanuni düzenlemeler ve ceza içeren hükümler de bu doğrultuda şekillenmiştir. Esasında çocuk suçluluğu derinlemesine ele alındığı zaman, bunun salt hukuksal bir problem olmadığı; yanı sıra psiko-pedogojik ve sosyal bir olduğu olduğu görülecektir.

Yaklaşık 2 yıl evvel savcılık soruşturması yapılan ve takriben 13-14 yaşlarında olan bir çocuğun fazlasıyla rahat tavırları dikkatimi çekmişti; kendisinin hırsızlık suçunu işlediği iddia ediliyordu. Genel itibari ile adliyelerde yediden yetmişe çoğu kimseleri dize getiren sorgu ve ifade gibi tatsız usuli işlemler; 13-14 yaşlarında bulunan bu çocuk tarafından gayet tabii karşılanıyordu. Gerek gözdağı vermek gerekse de caydırmak gayesi ile kendisine bir kez daha suç işlemesi halinde cezaevine konulabileceğini; avukat kimliğimden ziyade bir abla olarak izah etmeye çalıştım. Aldığım cevap o dönemlerde şaşırtıcı gelse de şuan için maalesef daha

anlaşılır; “İçeride yemek veriyorlar, yatak veriyorlar. Dışarıdan daha iyi.”. Bir adet esaslı gerekçeye böylece ulaşmış bulunmaktaydım.

2 yıl evvel edinmiş olduğum tecrübe; çocuğu suça iten nedenlerin ilkini doğruca önüme koymuş; ekonomik imkânsızlıkların ve maddi nedenlerin ayırtım kabiliyetine sahip bir çocuk için suç işlemeyi meşru kılacak kadar önemli bir etken olduğunu göstermişti. Bir öğün sıcak yemek; koca bir aydınlık geleceğe tercih edilebiliyor ve bu durum tek bir çocukla değil; verilerden anlaşıldığı üzere geleceğe teminat saydığımız binlerce çocuğun eylemleri ile tescilleniyor. Zira, yine verilerek göre çocukların en fazla karıştıkları suçlar arasında ilk sıra hırsızlık; ikinci sıra ise yağma suçuna ilişkin.

Ekonomik nedenler ve dolayısı ile maddi imkânsızlıklar; çocukların henüz küçük yaşta iken masumiyetlerine gölge düşürüyor ve onları bir suçun faili haline getirebiliyor. Karşı karşıya kaldıkları suç tipleri ve cezalar ise bazen vicdan sızlatabiliyor; tıpkı 14 yaşındayken arkadaşının çekirdek ve dondurmasını aldığı için 'nitelikli yağma'dan yargılanan Volkan’ın 13 Yıl mahkumiyet cezasına çarptırılması gibi..

Eğitimsizlik ve ahlaki bilinçsizlik ise kanaatimce imkânsızlıktan çok daha önde gelen kavramlar ve gerekçeler olarak yer alıyor. Zira, maddi imkansızlık içinde bulunan her çocuk elbette ki suç işlemiyor; burada devreye giren ve iki tiplemeyi birbirinden ayıran faktör ise; ahlaki eğitim ile doğruyu/yanlışı ayırt etme ve doğruyu tercih edebilme şuurudur. Bu eğitimin ilk mesulü ise aileler olup; çocuğun ahlaki yapısının de şekillendiricisi öncelikle aileler olmaktadır. Nitekim eğitimciler de aileyi ilk ve en etkili eğitim kurumu olarak kabul etmektedirler. Dolayısı ile eğitimli ve bilinçli ebeveynlerden yoksunluğun çocuğun suç işleme eğiliminde doğrudan etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle çok çocuklu ailelerde çocuklar kendi kaderlerine terk edilmekte, özgüvenden ve ahlaki eğitimden yoksun büyümekte ve eksikliklerini gidermelerine yardımcı olacak arayışlar içerisine girmektedirler. Bu durum onları, özgüvenlerini tazeleyecek bir takım kötü arkadaş ortamlarına iterek aileden ve okuldan uzaklaştırmakta; ne denli yanlış olduğu yeterince anlatılmadığı için çeşitli uçların faili haline getirmektedir.

Ailenin yanı sıra eğitimcilerin de çocuk üzerindeki tahlilleri dikkatlice gerçekleştirerek ihtiyatlı davranmaları, onları topluma kazandıracak faaliyetler içerisinde olmaları, çocuğu çevresi ve ortamı ile kaynaştırması; aileden beslenemeyen çocuğun noksanlıklarının giderilmesi gayretinde olmaları tabloyu bir nebze daha berraklaştıracaktır. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi, çocuğun çevresi ve okul arkadaşları ile arasındaki dikey farkın açılması ile çevresi tarafından dışlanması sonucu yitirdiği özgüvenini; eğitimsiz, suçlu arkadaş gruplarında tamamlama ihtiyacı da suça eğilim için bir başka gerekçe olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile içi tartışmalar, anne-baba arasındaki ve ailenin diğer fertleri arasındaki ilişkiler de çocuklar için şekillendirici bir vazife görmektedir. Bu nedenledir ki, anne-baba ayrı yaşayan yahut boşanan çocuklar ruhsal açıdan iniş-çıkışlar yaşamakta; bu durum onların eylemlerine de doğrudan yansıyarak zaman zaman suça karışmalarına sebebiyet vermektedir.

Gerekçelerin çoğaltılması elbette ki mümkündür; fakat verilerden ve uzman görüşlerinden de anlaşıldığı üzere temel nedenler izah etmeye çalıştığımız hususlar üzerine inşa edilmektedir. Bizlere düşen, öncelikle çocukların ayırt edilmeksizin suça katılımını ve bu oranın endişe verici bir biçimde tırmanmasını toplumsal bir sorun olarak kabul etmektir. Zira onları tek bir aileye ait olarak görmek ve bu şekilde sorumluluktan kaçınmak; çocuğu suça

bağımlı hale gelmeden ihya edilebilmek ihtimali varken hareketsiz kalmak, çocuğun geleceğine bir darbenin de tarafımızca vurulması ile aynı anlamı taşımaktadır. Her bir çocuk istikbalimizi şekillendirecek bir umut ışığı; kıymetli birer meşaledir. Işığın ve aydınlığın gücünü artırmak için sessiz kalmayalım.

 

Bu haber 973 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
haber arşivi
ANKETİMİZE KATILIN

Sitemizde Görmek İstediğiniz Haberler Nelerdiren

Yerel Haberler
Ulusal Haberler
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
Ekonomi
Güncel
video Haber
foto Haber

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ
http://www.google.com/analytics