Bugun...
09-01-2018 11:45:00 büyüt küçült

Av.Sedef KOCAKAPLAN

SES KAYDI YAPMAK SUÇ MUDUR ?

Maalesef ki tüm yaptırımlara ve cezai müeyyidelere mukabil dünya genelinde suç oranları her yıl biraz daha artış göstermeye devam etmektedir. Gelişen teknoloji, hızla değişen toplum yapısı ve yaşam koşulları; kanunların ve yaptırımların da bu değişkenlik karşısında devamlı olarak revize edilmesini gerektirmektedir.

Örneğin bilgisayar kullanılmayan bir toplumda yahut dönemde, bu vasıta ile suç işleme olgusu söz konusu olmayacağı için o ülkenin kanunlarında bilgisayar vasıtası ile işlenen suçları konu alan herhangi bir düzenleme yer almayacaktır. Yahut otomobil ve sair ulaşım araçlarını kullanmayan ilkel bir toplumda sigortacılık işlemlerinin, trafik kurallarının; kanunlarının ve benzer düzenlemelerin söz konusu olmayacağı aşikârdır.  Hemen hemen her gelişme; akabinde kendi sınırlarını belirleyen bir kurala ihtiyaç doğurmaktadır. Nitekim yaşam boyunca her gelişme, artıları ile beraber eksilerini de yanında getirmiş;  bu durum toplumun farklı alanlarında olduğu gibi hukuki platformlarda da değişimleri hukuki yaptırımların doğrudan muhatabı haline getirmiştir. Bu kapsamda teknoloji ile hukuki yapının birbiriyle doğrudan ilişkili olduğunu söylemek mümkündür.

Bilişim suçları;  telefon, tablet, bilgisayar, internet vasıtası ile elektronik ortamda işlenen suçlar toplamına verilen isimdir. Türk Hukuku’nda bilişim suçları ilk kez 1991 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yerini almıştır. Buradan hareketle yine şunu söyleyebiliriz; ülkemizde bilişim yolu ile işlenen suçlar 1991 öncesine dayanmıştır ve 1991 yılında bu durumun önüne geçmek için cezai yaptırımların yapılması zorunluluk halini almıştır. Nitekim bu husustaki hukuki düzenlemeler toplum yapısı ve teknoloji ile eş zamanlı olarak sürekli değişmekte; kanunlara ihtiyaca göre devamlı olarak eklemeler yapılmaktadır.

Ülkemizde kanuni düzenlemeler ve hukuki yapı;  ispata dayalı bir yaptırım sistemini öngörmektedir. Her iddia beraberinde; iddiada bulunan tarafça ispatını gerektirmektedir. Ve ispatı yapılamayan iddialar için cezai yaptırımlar da uygulanamamaktadır. Bu durum zaman zaman kendisine karşı suç işlenen yahut haksızlığa muhatap kalan; ancak ispat noktasında yetersiz kalınan kimseler için mağduriyetler doğurabilmektedir. Örneğin telefon ile işlenen tehdit, hakaret, şantaj gibi suçlar için mağdur taraf ses kaydı kural olarak yasal olmadığı için kayıt alamamaktadır ve işlenen suçu ispat edememektedir. Fail bu durumda cezasız kalmakta; adalet tecelli edememektedir. Boşanma davalarında da benzer sorunlar sıklıkla gündeme gelmektedir. Örneğin evlilikte aldatma olgusu bir boşanma ve tazminat sebebi olarak düzenlenmiştir.   Eşinin telefon konuşmaları, mesajlaşmaları ile kendisini aldattığını öğrenen eş; açtığı davada diğer eşin bu davranışını ispat etme konusunda çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Zira geçmişe dönük mesaj kayıtları ve telefon görüşmeleri eskiden temin edilebilse de yargılamalarda artık temin edilememektedir.   Bu durumun ortaya çıkardığı mağduriyetler sonucu zarar gören kişiler, haklarını arayabilmek için ses kaydı almak gibi yollara başvurmaktadırlar. Lakin hukuk sistemimizin bu konuda getirmiş olduğu sınırlamalar ve yaptırımlar kayıtların çoğunlukla kullanılmasına engel teşkil etmektedir.

Pekâlâ, karşı tarafın rızası ve bilgisi olmaksızın ses kaydı almak mümkün müdür?

Türk Anayasası’nın temel haklar bölümünde “Özel Yaşamın “Gizliliği” adlı bir düzenleme yer almaktadır. Özel yaşamın gizliliği; konut dokunulmazlığı, özel eşyanın gizliliği, haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği gibi hakları içerir. Bu düzenlemenin  bir kişinin mahrem alanlarına saygı duyulmasını gerektiren; bu alanlara rızaya aykırı olarak müdahale edilmesini cezai yaptırımlara bağlayan kurallar bütününü ifade ettiğini söyleyebiliriz.

Ses kaydı almak da bu başlık çerçevesinde hukuka aykırı olup; Türk Ceza Kanunu’muzda bu eylem suç olarak tanımlanmaktadır. Zira Türk Ceza Kanunu’na göre hukuka aykırı yollarla elde edilen hiçbir delil yargılamalarda ispat vasıtası olarak kullanılmamaktadır. Dolayısı ile sırf şahsınıza işlenen bir suçu ispat etmek ve ortaya çıkarmak uğruna her yola başvurmanız ve her yolla delil elde etmeniz fiilen mümkün olsa da hukuken mümkün değildir ve cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Gizli telefon kayıtları, gizli görüntü kayıtları almak; kişinin şahsi mektuplarını, maillerini, mesajlarını okumak gibi eylemlerin tamamı bu kapsamda değerlendirilebilir. Sonuç olarak gizlice alınan ses kaydı, mahkemede delil olarak kullanılamayacağı gibi bunun mahkemeye delil olarak sunulması halinde kişi, şikâyet edilmesi halinde cezaya mahkûm edilecektir.

Lakin ses kaydı almanın suç eylemi olma niteliğine iki istisna mevcut bulunmaktadır; biri ceza yargılamasında öteki ise aile hukuku kapsamında yer almaktadır;

Ceza yargılamasında ses kaydı almanın suç sayılmadığı tek istisna; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkânının olmadığı ani gelişen durumlar için kabul edilmiştir. Bu durumda örneğin, telefon görüşmesi ile şahısınız tehdit ediliyorsa ve bu suçu başka şekilde ispat etme olanağınız da bulunmuyorsa karşı tarafla yaptığınız konuşmaları kayda almanız hukuken mümkün sayılmaktadır.

Bir diğer istisna ise aile hukukunda yer almaktadır. Burada Yargıtay;  ses ve görüntü kaydının hangi amaçla ve ne şekilde elde edildiğine göre ikili bir ayrım yapmıştır. Buna göre; sırf delil elde etmek için karşı tarafı bir kurgu sonucu konuşma içerisine çekerek kayıt almak hukuka aykırı sayılarak delil olarak kullanılamamaktadır. Yani müşterek konut içerisine bir dinleme cihazı yerleştirilerek alınan kayıtların ya da taraflardan birinin diğerinin rızası olmaksızın kurgu ile oluşturduğu telefon konuşması esnasında aldığı ses kayıtlarının delil vasfı bulunmamaktadır. Buna karşılık, tarafların ortak yaşamına ait olan ve birbirlerine karşı mahrem sayılmayacak aile yaşamına dair; kurgu ile oluşturulmayan kayıtların davalarda delil olarak kullanılması ise hukuka uygun sayılmaktadır. Fakat Yargıtay’ın buradaki istisnaya dair birbiriyle çelişen kararları mevcut bulunduğundan, boşanma davalarında ses ve görüntü kaydı dışında twitter, facebook gibi sosyal medya hesaplarına dair farklı delillerin kullanılması daha doğru olacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; haksızlığa uğramış olmak haklılığınızı ispat etmek adına her türlü delil elde etme yoluna başvurabileceğiniz anlamını taşımıyor. Gerek Yargıtay kararları ile gerekse de yasalar ile ispat ve delil noktasında getirilen sınırlamalara dikkat etmeniz gerekiyor. Aksi halde haklı ve mağdur bulunduğunuz bir davada hukuka aykırı olarak elde ettiğiniz delil dolayısı ile yapılacak şikâyet, sizi bir başka davanın sanığı haline getirebilir. Yasalar uyun; mağduriyetinize mağduriyet katmayın. Sevgiler..

 

Bu haber 1003 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
haber arşivi
ANKETİMİZE KATILIN

Sitemizde Görmek İstediğiniz Haberler Nelerdiren

Yerel Haberler
Ulusal Haberler
Spor Haberleri
Köşe Yazıları
Ekonomi
Güncel
video Haber
foto Haber

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ
http://www.google.com/analytics